Ana Sayfa

zaman bizi öldürmeden biz zamanı öldürelim


Bulamadım Bir Diyar

Nereye gitsem gurbet! Nereye varsam hasret bir insanın hiç mi yeri yurdu olmaz?

İnsan her gittiği yerde bir bağ kurar. Yürüdüğü kaldırımla, bindiği dolmuşla, nefesini çektiği hava ile, karşılaştığı insan ile… Ben bilirim ki bu hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Ne gördüğümüz bir olay, ne bulduğumuz bir mutluluk ne uzaktan sohbet ettiğimiz bir insan ne de içinde bulunduğumuz şehir…

Bir anlam da insanin gittiği her diyar her şehir memleketi olur, kolu olur, yari olur hevesleri yarım kalsa da umudu olur. Hatıralarımız vardır silinmeyen bu şehirlerde, yarım kalan acılarımız, tamamlanmamış sevgilerimiz, uzun sürmüş bir o kadar kısalmış mutluluklarımız.. boşverelim bu bildiğimiz hisleri de asıl olan bence her birimizin yabancı, olarak yaşaması değil mi bu kalabalık şehirlerde. Kendimizi bir küçük çocuk olarak kaybedip sonra buldurmamız değil mi? Arayıpta bulamadığımız hatta bazen neyi aradığımızı bile bilmeyiz öylece düşünür hiç düşünmemiş gibi yaparız. Hayat bunu gerektirir. yaşamayı, öylece hem düşünerek hem düşünmeyerek, yalnız ama mutlu ama mutsuz işte yaşam bu arayıp buldurmayan, buldurup kavuşturmayan hoyratça ve delice….

Düşünüyorsam Olmalı !

Zamanın içinde akıp giden bir bedenimiz vardı. Kendinden habersiz, ne yaptığını tam olarak bilmesede biliyormuş gibi yapan bir beden. Bir yandan da günlerin telaşına kendini adamış bir an olsun durup çevresine bakmayan garip, sahipsiz , dilsiz bir o kadar da konuşkan bir beden yani yalancı bir beden. İnsan sahip olduğu bedene ya da olmak isteyip te olamadığı bu ruha bu bedene neden eziyet çektirir ki ? Neden bir an olsun durupta bakmaz kendine , neden sorgulayamaz, durup ta düşünemez ki ? Ahhh! O kadar yoksunuz ki düşünmekten… kimimiz Gelecek ay’ın kirasini düşünmekten, yarının ekmeğini bugünün suyunu düşünmekten yorgun kimimiz de bugünün tatlısını , yarının tatilini, gelecek ayin modasını takip etmekten yorgun . Yani bizler bir şekilde bunları düşünmekten yoruluyoruz. Oysa durup bir an olsun etrafımıza bakıp sorgulayabilsek bugünü, yarını, varsa bir geleceği… Neleri değiştirebilecegimizi görebilsek işte o zaman belkide hayatta bir anlam arayışımız olacaktı. Bir anlami olmalı insanın bu hayatta tüm anlamsızlıklara rağmen bir anlamı..

MAVİ

Sizce de mavi sadece bir renk mi? Bence kesinlikle değil mavi bir renkten daha fazlası mesela uçsuz bucaksız bir gökyüzü sadece gökyüzü de değil ona bakınca gökyüzü de dahil olmak üzere pek çok şeyleri görebiliriz. Ben bakınca en çok umudu görüyorum, çocukları görüyorum, çocukların uçurtmalarını tıpkı sevinçleri gibi gökyüzüne saldıklarını görüyorum. Kuşların kanatlarını nasıl çırptıklarını, gökyüzünde nasıl süzüldüklerini.. Belki de mavi’ye en çok bunlar yakışıyordur tabi birde deniz.. Nasil unuturuz denizi mutlu olduğunda masmavi, hüzünlü olduğunda boğuk ve koyu griye benzer mavisi hele de öfkelenince görmeyin hırçınlığını.. martılarla süsler kendini, kaptanı boldur denizlerin. Biri gelir biri gider bazen de kimsesi yoktur denizlerin. sadece kendi sesi duyulur belkide duyurmak ister bize. O yüzdendir karaya vuruşu sonra dedim yaa mavinin olduğu yerde umut vardır. Denizlerin en derinlerinde saklarız en büyük düşlerimizi, ümitlerimizi, hüzünlerimizi, sevinçlerimizi ve işte tüm bunlar umuttur umutlarımızdır. Mavinin içinde ne de çok şey varmış dimi? Mavi yaşama tutunmak için verdiğimiz zaferdir. biz mavi, mavi de biziz..

💙

Ne Kadar İNSAN’ız ?

Toplumda çok azımız bu soruyu kendimize sormuştur buna adım gibi eminim ama hiçbirimiz cevap arayıpta sorgulamamışızdır. Peki neden böyleyiz, neden özümüzü araştırmıyoruz biz, neden insan olarak geldik dünyaya? Uzun bir süredir bu soruların beynimde dans ettiğini gördüm . Nasıl bir insan olduğumu sorguladım. Iyimiydim sahi yoksa içten kötü dıştan iyi gibi mi görünürdüm yoksa görünmeye mi meyillendim . Ya da belkide şeytan olup oyun oynadım; iyilik perisi gibi bir şey olsa gerek..:)

İnsan iyi ya da kötü doğmaz ki bu sonradan kazanılan bir şeydir. Hepimizin dışa yansıyan bir sureti vardır bizde bunu iyi-kötü, çirkin-güzel, dogru-yalnış olarak değerlendiririz. Iyi insan, kötü insan, vicdanlı insan, merhametli insan, acımasız insan, kibirli insan… bakın size insanın bir sürü tanımını yaptım tek bir özelliğinden karekter çıkardık ortaya oysa insan içinde kaybolan sorularla dolu bir bulmacaya benzer. Literatürde batılı filozofların bir sürü tarifi var. Thales: “İnsan, araştıran bir hayvandır” derken, Sokrates: “İnsan, sorgulayan bir hayvandır” demekte. Platon: “İnsan, toplumsal hayvandır” derken, Aristo ise ”İnsan, düşünen bir hayvandır.” demektedir. Yani Batılı filozoflar insanın tarifini yaparken, onun hayvanlık tarafına dikkat çekmişler veya sadece o tarafını görebilmişler. Diğer bir yandan dine baktığımızda Tanri insani; ruh, madde ve cinsten meydana getirmiştir. Evet herkes kainati kendi ayinesi ile görür ve ona göre yorumlar. Biz seçmedik aslında insan olmayı, hayvan olmayı, yaşarken ölmeyi ya da hiç dogmamayı, saçma sapan dizilere maruz kalmayı, hayatı olduğu gibi yaşamayı, insanların hayatlarımıza karışmasını, umutsuzluğa düşmeyi, umut etmeyi, çok sevmeyi, hiç sevilmemeyi… hiçbirini biz seçmedik seçmeye zorunlu kılındık seçmek için çaresiz kaldık çünkü unuttuk en büyük çarenin aslında Tanrının bize verdiği aklın, iradenin, sevginin ve gücün olduğunu unuttuk bizler kendimizi unuttuk kendimizi puslu yollarda kaybettik kendimizi insanlığımızı.. hayvanların yaşamını elinden aldık, yiyeceklerine göz diktik, derilerini boş bıraktık sırf zevki sefamız için. Yollarda beş kuruşa muhtaç olanları , çocuğunu okutmak için en ağır koşullarda çalışanları, soğuklarda mendil satan çocukları, yaz kış demeyip ördüklerini satmak için saatlerce bekleyen teyzeleri, sırf açık giyindiği için kadınları aşağılayan hor gören yetmezmiş gibi birde öldürmeye kalkan toplumu, kadınları tek başına hicbir şey olarak görmeyen kesimi tüm bunları görmezden geldik sıradanlaştırarak insan olmaktan çıktık.. zenginin köpeğinin içti sütü yoksulun çocuğu içemedi ve burada ki adaletsizlik kendini çok belli etti. o canım çocuklar ah! çocuklar benim en derin yaram sizsiniz bazılarınız o kadar rahat o kadar güzel hayatı varken bazılarınızın bir dilim ekmeğe muhtaç olması, bir ayakkabiya muhtaç olması, kiminizin savaşın ortasında büyümesi, kiminizin savaşta ölmeye mahkum edilmesi, kiminizin aklı yetmeyen insanlar tarafından tacize uğraması ve öldürülmesi bu çok yakıyor… oysa bir tebessüm ve iyi bir niyet yeterdi insan olmamıza.. kolayı başaramadık zoru seçtik. Bakıyorumda neler varmış böyle toplumda gerçi bunlar dağın görünen yüzü biraz da görünmeyen yüzlerine bakalim mesela birbirimize ne kadar doğru söylüyoruz? Ailemize, dostlarımıza, hocalarımıza, çocuklara bazen ben aileme yalan söylemekte kalıyorum sırf üzülmesinler diye o kadar da olucak sanırım sonra arkadaşlarıma da her şeyi anlatmiyorum mesela kızacaklar belki ama bir sorunum var iken yok diyorum aslında biraz kaçış bu kendimden.. başka meselaya geçelim gerçekten evde ki büyüklerimize yalniz yaşayan nene ve dedelerimize her zaman saygı ve sevgi göstermeliyiz. Onlar çok hassas duygusal ve çok tatlılar:) 3. Meselamız çevreye karsi insan oluşumuz olsun. İşledigim çekirdeğin kabuğunu asla yere atmam çöpümü atmam yani insaniz ya hani atmamamız gerekir hoş insan yere tükürüyor, içtiği sigaranın izmaritini yerden biz topluyoruz. Burda bile insan olamaz isek bizler nasıl yolu bulacağız?kolay şeyleri ne kadar da zorlaştıriyoruz dimi.. haa bu arada moda’dan modernlikten bahsetmeden geçemicem yani batı müziği, batı okuyan birini hala nasıl modern kısmında düşünüyorlar da aydin diyorlar anlamıyorum bati okuyup neçe cahil toplumumuz insanımız var. Gerçekten akıllarından şüphe duymuyor değilim. Modernligi moda ile birleştirip yoranlarda var toplum birbirinin kopyasi olmuş. Herkes ayni şeyleri giymeye başlamış:) onda var bende de olsun gibisinden bir insan topluluğu görüyorum hayırlısı olsun yinede.

Biz kadınlar bilge olmalıyız. Biz kadınların hüzünlü bir prenses olmaktan çıkıp ayakta duran dimdik bilge kadın olmaya ihtiyacımız var. Toplumun cahil söylemlerinden ancak böyle kurtulabiliriz. Tek başımıza her şey olabileceğimizi göstermeliyiz. Ve her şeyden önce bir anne çocuğunu öyle sevmeli öyle büyütmeli ki hayırlı bir evlat olup “insan” olmanın hakkını verebilsin..

Şimdi tekrar soralım kendimize ne kadar insanız biz? ne kadar doğru davranışlarımız, ne kadar yalnış, ne kadar çok seviyoruz bu hayatı hayatta en çok neyi seviyoruz, dışarı nasıl bakiyoruz, Yolumuz nerede, biz neredeyiz, ruhumuz ile bedenimiz aynı yerde mi? İnanın bu hayatta sadece insan olmak için çabalamalıyız inanıyorum ondan sonra her şey yoluna girecektir. Asla ve asla ahlâkımızı kaybetmemeliyiz dindar olan biri ben kendimden eminim diye saygısızca davranamaz, modern görünüşlü kişide ben aydınım diyemez yani herkes resmine göre çerçeve oluşturmalı ama güzel çerçeve şöyle “insana” yakışan bir çerçeve.

Sonu yazmak istiyorum artik daha çok şey var ama yorulmadım da değil:) insan kalın olur mu hep birlikte “insan” kalalım ne kadar değerliyiz farkında olalım. Sevinçlerimizde hüzünlerimizde ne kadar çok olursa olsun bunlar insan için vardır çok sevinip şehvete kapılmayalım, hüzünlenip umutsuzluğa da düşmeyelim.. insana rast gelip, gelesiniz..

BİR GÜN..

Gönderi tarihi  – Yazar: buss

Güzel günlere uyanacağız bir gün, belki bir çınar ağacının altında ya da bir selvi ağacının .. Sabah güneşi yüzümüze vuracak o gün hissetmeyeceğiz maskeleri yüzümüzde ve gülüşlerimiz uzak diyarlardan duyulacak bir gün.. belki geçicek bugünler ama kötü hatiralar kalacak ancak unutmayacağız güzeller güzeli Ayda ve elif’in hayata tutunuşunu , gülen gözlerini her şeye rağmen bize umut oluşlarını..merhameti göstereceğiz dünyaya.. sokaklarda şenlik, bayramlarda birlik göreceğiz çiçekler arasında gezineceğiz sonra annemiz merak edip bizlere seslenecek.. bitti diye bağıracağız en nihayetinde hatta hastaneler insansız kalacak insanlarda maskesiz.. önümüze gelene sarilacagiz, canım çocuklar sevgi hissedecek bizde doyacağız sevgiye. Derde deva güzelim bir umut var içimde o gün gelecek ve güzel günlere uyanacağız hep birlikte..

BALIKLAMA

Bugünlerde gölgem bile artık peşimden gelmiyor. Karanlığın en dibinde ki o ışıktan aldığım kuvvet ve ihtiras beni aradığım şeye götürmeye ısrarcı oldukça sert ve acımasız ama yine de vazgeçmeye hiç niyetim yok bugün olmasa yarın, yarın olmasa sonraki gün, o da olmadı haftaya.. burada insanı hayata bağlayan yarınlar’dır. Dün de yaşayan insan özleme, bugün de yaşayan insan yarın’a yenilir. Yenilmeye hiç niyetim yok, niyetlenmeye de.

ZAMAN VE VEBA

Aslinda hayatta en büyük hazine bizim önemsemediğimiz, anlayamadığımız ve boş geçirip değerlendiremdiğimiz bir şey vardır işte bu “zaman’dır”. Ne yapsak ne etsek de can sıkıntısından bahseder de yine zamandan şikayet ederiz. Oysa eskiler günleri yetiremezmiş, ne zaman öğlen olur ne zaman güneş doğar ne zaman batar daha onlar seyredemeden, göremeden gün başlayıp bitermiş. Benim günlerim de biraz öyle sanırım.. bazı şeylere koşuyoruz ama yetişemiyoruz.. neye koş’sak yarım ve eksik kalıyor.. sonra günün hastalıkları felaketleri hiç bitmiyor..

Zamanın şartları, ekonomik, sosyal, kültürel özelikleri, gündemi, siyaseti , yoksulluğu ve vebası her dönem kendini yenileyen bir süre zarfından sonra tekrar toplumun karşına çıkan bu felaketler aslında biz insanların bir şeylerden ders almasını istiyordu. Buna rağmen bizler hala zevki alem peşindeydik. Camus şöyle bahsetmiş bu durumdan;” … insanlar işlerini yapmayı sürdürüyorlardı. Yolculuklar ayarlıyorlardı ve düşünceleri vardı. Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran vebayı nasıl düşüneceklerdi ki? Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak.” Öyle ya niye düşünelim ki bunu?

NE DESEK?

Aslında şu an sadece içimden geçenleri söylemek istiyorum. Öncelikle insan bu hayata başı boş gelmemişti. Sebepleri nedenleri vardı. Her şeyden önce yaratılış amacımız, gayemiz vardı. Bizlerse bunun dışında her şeyi yaptık. Yetmedi daha fazlasını isteyip, daha fazlasını yaptık. Yaparken de kırdık, döktük bazende kırdılar, kırıldık yine de vazgeçmedik bazı şeylerden özellikle ders almamiz gerekirken daha kötüye kullandık. Içimizdeki hırslarımıza yenik düştük. Eşitlik istedik oysa herkes eşitlik ister ama insanoğlu bunun dışında ötesinde eşitliğin dışında bir şeyler istedi. Yarışa girdik toplumca tabi önce devletler girdi sonra toplumca sonrada kendi hemcinsimizle büyük bir yarışa girdik sonu gelmeyen bitmek bilmeyen hatta ömür boyu sürecek olan bir yarışa… ve yine de onca yorgunluğa, sıkılmışlığa, tükenmişliğe rağmen vazgeçmedik. Şimdi en başa dönelim sevgili okurlar yukarda ne dedik geliş amacımızdan bahsetmedik mi? Bakın sonlara doğru onu ele almadık bile neden? Çünkü geliş amacımız dışında okuduğunuz her şeyi yaptık sadece biri dışında; Kulluk.!

ADI; GÜN ?

Biz güzel kaybederiz her şeyi sorgusuz sualsiz
Nedenini bilmiyoruz ama iyi olan her şey bizden uzaktır.
O yüzden geçmişe sıkı sıkı sarılırız
Geleceği unuturuz kimi zaman öyle olmasını isteriz ne varsa bizi ayakta tutan geçmişte zannederiz.
Asıl olan şey ise aradığımız ne geçmiştedir ne de gelecekte şimdiki zamandadır.
Hesaba katmadığımız ek değer budur bugününü yaşayamayan yarınını dolduramaz asla
Yine de umutla bakarız her şeye güne uyanırız diğer günler olduğu gibi bugünün de bize farklı bir getirisinin olduğunu akşama kadar bekleriz
Ve böylelikle hiç bir şey yapmadan akıp gider ömrümüz.

Pop ZaMaNın pop yaşamı

1 Saat, 1 dakika, 1 saniye..

yılların getirdiği mi yoksa götürdüğü mü desek? Çoğunluğumuz büyük ihtimalle götürdüğü deriz. Özellikle yaşı ilerlemiş amcalarımız, teyzelerimiz, dedelerimiz ve ninelerimiz.. zaman en çok onlardan çaldı; güzelliklerini, yaşlarını, sevinçlerini, koşmalarını ve bedenlerini.

Bana sorarsanız ben zamanın bana getirdiğini ve benim zamanı nasıl tükettiğim önemlidir. Dünyanın günlük alışverişleri, sıradan sohbetleri, verimsiz gezileri, bilinmeyen kalabalıkları ve daha bir çoğu ile zamanı tüketmekteyiz. Bu dünya’ya hangi amaçla geldigim ve zamanla ne olduğum mühimdir. Bu zamanı saniyesinin dahi verdiği yaşama kattığı bir değer vardır. Eğer farkında olursak zamanı bükebiliriz.

Zaman; Dev AVM’ler içinde karınca dolusu insanlar. Ne kadar da can alıcı en güzel zamanları, en güzel yaşları böyle yerlerde tüketmek yaşamın kaçıncı seviyesi ki bu kadar pop’laştı? Tamam elbette insanoğlunun ihtiyacı olacak ve mecburen alacak peki burda ki israfi ne yapacağız?Neden hep daha fazlası? Neden azı yok? Çünkü Doymuyoruz ya hep ya hiç ortasını bir türlü bulamadık. Batı’dan şikâyet edip batı’dan aldık. Popüler ne varsa kendimiz de yaptık farklı olalım demedik. Pop kültürün pop yaşamı olduk sanırım olmaya da devam edeceğiz. İçine girdiğimiz yuvarlık döngünün tekrarı ile son bulacağız.

İNSAN PARÇASI

Hayatın bir parçası olmak zorunda değiliz eğer bunu istemiyorsak olmamalıyız. Toplum bazı şeylere zorla sahip olmak istemekte olurken de içine başkalarını katmaktadırlar. Örneğin zorla şahit tutuyorlar, gitmek istemediğimiz yere zorla götürüyorlar, istenmeyen yemekler yedirip, istenmeyen giysiler giydiriyorlar. Onların gönlü olsun da gerisi boş. Sizin ne hissettiğiniz, neye ihtiyaç duydugunuzun ve ne istediğinizin hiç bir değeri yok. burada içimiz de bazılarımızın karşımızdaki insanları düşünüp onlarin kırılmasını istememizdir. Peki ya bizim kırılan kalbimiz, üzülen yüreğimiz ne olacak ? Öylece kalacak mı? Derim ki içten içe yaşadığı bu hayatın bir parçası olmayacak, istemeyecek hatta çok uzaklarda gitmek isteyecektir. Böyle bir durum da kim ister ki yaşamın bir parçası olmak? bu olmaktan ziyade zorunluluktur. Gidilen yolun mecburiyetidir. Bırakalım da insanlar hayatta bir şeylerin parçası olması zorunda kalmasınlar. Istedikleri gibi yürüyebilsinler, zevklerine göre giyinip, yiyebilsinler, özgürce konuşup uçabilsinler…

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın